23 Haziran 2016 Perşembe

Kuddüs İsmini Nasıl Anlamalı?

     El-Kuddüs derken her tür eksiklikten çok uzak olduğu gibi her tür benzetmenin de çok ötesinde olan zihnimizle ayak basamayacağımız bir kutsallıkta olanı anlamak gerektiğini söylüyor aşağıdaki alıntılarda bir çok İslam düşünürü. Bu takdisin mahiyetini kavramak içinse modern zihnin düşünce tuzaklarının farkında olmak önşart.

    Modernizmle kutsallaşan kavramları zihnimizden şöyle bir geçirmek yeterli aslında Yaratıcı’yı takdis etmekten nasıl uzaklaştığımızı anlamak için.

   Kutsal olan, korunması gerekendir. Peki neye karşı korunmalı?

   Şiddete, işgale ve kirlenmeye.

  Günümüzde fiziksel şiddet yerini ekonomik şiddete teslim etmiş durumda. Bir yandan savaşlar devam ederken asıl işgal yaşam alanımızı, ibadet şeklimizi, zihnimizdeki kutsal kavramları kirleten seküler dayatmalar vasıtasıyla yapılıyor. Ve bu da kutsallık bilincimizi çapraşık, ulaşılmaz bir hale getiriyor. Kutsalla, kendi kutsalımızla olan bağlantımız kopuyor. Kutsal topraklarla bağlantımızı bile “turizm markaları, … towerlar” aracılığıyla tur fiyatları üzerinden kurar hale geliyoruz.


   “Gazalî, Kuddûs’u hissin anladığı hayalin tasavvur ettiği vehmin vehmeylediği, kalbin düşündüğü ve fikrin hükmettiği her türlü vasıftan münezzehtir şeklinde tanımlar. Ayıplardan, kusurlardan münezzehtir demeyi, ayıp ve kusurların varlığını, var olacağını ima ettirebileceğinden bir edepsizlik sayar. Kuddûs’u “insanların çoğunun kemâl sıfatı olduğunu sandıkları sıfatlardan münezzehtir” şeklinde anlamlandırır.
  Gazalî’ye göre insanların Allah’ın takdis ve tenzihi konusunda takip ettikleri yol şöyledir: Önce kendilerine bakarlar, kendi sıfatlarını öğrenirler. Bu sıfatları da kemâl ve noksan sıfatları diye ikiye ayırırlar, kendileri için kemâl sıfatı saydıklarını (ilim, irade, kudret, sem’i, basar, kelam) kemâl sıfatı sayarlar. Kendileri için noksan kabul ettikleri sıfatları (cehalet, acz, körlük, sağırlık) da noksan sıfatları sayarlar. Bundan sonra da Allah’ı övmek için kendileri için kemâl saydıkları sıfatlarla nitelerler, noksan saydıkları sıfatlardan da tenzih ederler. Oysa Allah, insanların kendileri için noksanlık saydıkları vasıflardan uzak olduğu gibi/kadar kemâl saydıklarından da uzaktır. Bu sıfatlardan söz edilmemiş olsaydı mevzubahis edilmezdi.”
“Takdiste tazim, tesbihte tenzih anlamı vardır ki bunlar birbirlerini bütünlerler. Takdiste Allah’ın mevsuf olduğu temizlik, izzet, büyüklük gibi sıfatların ona verilmesi ve ilan edilmesi, tesbihte ise Allah’ın her türlü şirk ve sapıklığa mensup olanların, ona isnad ettikleri yaraşmayan şeylerden tenzih edilmesi anlamı galiptir.”
“İbn Arabî’ye göre kudsiyet biri zâtî diğeri arazî olmak üzere iki türlüdür. Allah’ın kuddûs ismiyle O’nun zâtının kudsiyeti dile getirilir. Arazî kudsiyette eksiklik söz konusu olur. İnsan nefsini riyazetle, ahlâkını mücahedeyle, aklını mükâşefeyle, organlarını yasaklardan uzak tutmak ve emirlere uymakla takdis edebilir, yani günahtan ve kusurdan temizleyip olgunlaştırabilir.”

KUTSAL NEDİR?“Din bağlamında kutsalın anlamı hem daha dar hem daha kesindir. Burada kutsal özgül olarak din tarafından, şiddete, işgale ve kirletmeye karşı korunan şeydir.… Kutsal bizzat gerçekliğin doğasında bulunur ve normal insanlık, kişinin fıtrî olarak gerçeği gerçek olmayandan ayırt ettiği bir kutsal duygusuna sahip olarak doğar. Fakat modern insan öyle bir duruma gelmiştir ki bu doğal duygu bile neredeyse unutulmuş kutsalın bir “tanımı”nın yapılması ihtiyacı baş göstermiştir. Şunu kaydetmek ilginç olacaktır ki kutsal olanı akıl-dışına bağlama yolunda R. Otto’nun ki gibi girişimler içinde bulunduğumuz yüzyılda oldukça ilgi görmüştür. Bu olgu şunu göstermektedir: zihnî hakikatin ya da bilginin kutsalla olan ilişkisi, bilginin kutsal içeriğinden soyulmasının sonucu olarak kesinlikle görmezden gelinmiştir. Üstelik sekülerleşmiş bir dünyada kutsal, anlaşılmaz bir şey olarak görüldüğü profan dünyanın perspektifinden görülmeye başlanmıştır… Kutsalın anlamına yaklaşmanın belki de en kestirme yolu, onun ebedî olanla ilişkisini kurmak olacaktır. İnsanın kutsala ilişkin duygusu ebedî ve değişmez olana duyduğu duygudan, onun gerçekte olduğu şeye olan nostaljisinden başka bir şey değildir. Zira o kendi varlığının cevheri içinde ve hepsinden önce değişmez olanı bilmek v ebedî olanı düşünmek üzere yaratılan aklı içinde kutsalı taşımaktadır.

 Birinci olarak aşkın olan, ikinci olarak bir mutlak hakikat özelliğine sahip olan, üçüncü olarak da sıradan insan düşüncesinin anlayış ve kavrayış gücünden kaçan şey kutsaldır. M. Armağan, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi “

 Birinci olarak aşkın olan, ikinci olarak bir mutlak hakikat özelliğine sahip olan, üçüncü olarak da sıradan insan düşüncesinin anlayış ve kavrayış gücünden kaçan şey kutsaldır. M. Armağan, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi “

Alıntılanan kısımların kaynağı: http://www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/Kuddus.html

14 Haziran 2016 Salı

Şükür Notları II

Şükür hali apaçık bir şekilde bizim için daha iyi olduğu, üzerimizdeki nimetleri ve onlardan aldığımız lezzeti artıracağı halde neden şükürsüzlüğe ve şikayet etmeye daha meyilliyiz?

Çünkü sürekli şükür halinde kalmak üzerine bir niyet etmişliğimiz yok. Bu niyetsizlik bizi şeytanın tuzaklarına karşı korumasız hale getiriyor. Yani şükretmez haldeyken şeytana uymamız ve onun da aldığı ruhsatı kullanması kolaylaşıyor.

Peki, bu niyetlilik nasıl oluşur?

Esma-i İlahi’nin huzurunda yaşadığımız bilinci tüm işlerimize yansıdığı vakit. Allah’ı görüyormuşçasına bir yaşam sürdürmeye çalışmak tüm oluşlardaki hikmetin nuruna açık olma halini, iyi-kötü, güzel-çirkin her gelişmenin anlam ve amacına dair bir müsterih olma duygusunu getiriyor. Muhsin olma yoluna giriyor kişi. Şükür dairesinde kalmanın hikmet sahibi olmakla ilgisi ayetle kuruluyor.

“Andolsun biz Lokman'a: Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye m  uhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.” 31:12


Âlemle şükür bağı içinde olmanın getirdiği güven duygusu ve birlik algısının kökeni anne-bebek bağıyla da ilişkilendirilebilir. Annesine güvenli bağlanan bir bebek nasıl dünyayı özgürce hareket edip potansiyelini keşfedebileceği bir yer olarak algılıyor ise şükür dairesindeki bir insan da Yaratıcısına güvendiği ve O’ndan gelen her şeyin faydasından emin olduğu için yeryüzünü, içinde yaşadığı anı güven içinde keşfetmeye hazırdır. Yeter ki bu iman bağını unutup kendini yeryüzünde tek ve menfaat peşinde koşmaya mecbur bir varlık zannetmeye başlamasın. Gaflete düşmesin… 


Asma Mermer ile Yamina Bouguenaya Şükür telekonferansını dinlerken aldığımız notlardan ilhamla.