Objektivite, Çoğulluk ve Bencillik
Bir felsefe çalıştayında, çoğulluk ve çoğulculuk arasındaki külliyatın genişliğine bir ayan-ı sabite ve İbn-i Arabi (ks) sohbetinin hemen ardından şahit olunca, bazı somutlaşan sık görünür olguları tarif çabası
Çoğul düşünmenin ve bireysel düşünmenin sonuçlarını ne kadar fark edebiliyoruz?
Mantıksal, ahlaki ve estetik bencillik açısından kendi var oluşumuzu hiç sorguladık mı mesela?
Düşünceme, beklentilerime ya da tercihime başkalarınınkinden fazla önem verdiğim anda bencilliğin sınırlarına girdiğimi biliyor muyum? Başkasının fikrini kendiminki ile eşit bir düzlemde karşılaştırabiliyor muyum? Karşılaştıracak kadar farkında mıyım çevremin, olup bitenin…
İşte buradan yola çıkıp psikoterapi objektivitesine, dogmatik psikolojik söylemlere bakabilmek her birimiz için hayati öneme sahip aslında.
Şöyle ki, varoluşu itibariyle ister beşer ister insan mertebesinde olsun her bireye yeri dar gelir; bunu biliyoruz 😊
Arzularımızdan, dünyevi ya da uhrevi hedeflerimizden, dertlerimizle ilişkimizden biliyoruz. Fakat bencilliğin işleri karıştırdığı, hatta yaşama huzurunu haram ettiği bir kanal var ki oraya girdiğimizi fark etmiyoruz çoğu zaman.
Herkes gibi kendimize göre bir derdimiz var diyelim. Bu derdin devası için çalışmak, uğraşmak, kafa yormak güzel; olması gereken, insanı insan yapan... Fakat bu derdin devayı, başkalarının dertlerinin deva hak edişinden daha fazla hak ettiğini varsaymak neden?
Hiç, bir başkasının derdini dinlerken kendi sıkıntılarınıza karşı gösterdiğinizden çok daha objektif, merhametli ve isabetli bir duruş sergileyebildiğinizi fark ettiniz mi? Çünkü orada işleyen bir inanç sistemi, eşitlik bilinci, şartsızlık var. Ancak sıra kendimize gelince inayet beklentimiz birden artabiliyor. Başkasının eylemlerine aldığı yanıtlarda kolaylıkla gördüğümüz rasyonel sınırların bizim çabamız için de geçerli olduğunu göremeyebiliyoruz. İşte burada bir bencillik ateşi kıvılcımlanıyor. Daha sabırsız, daha beklentili, daha agresif oluyoruz hayata karşı. Kaderimizi değiştirme beklentileriyle guruların, terapi ekollerinin peşine takılabiliyoruz hatta.
Alacaklı olma tıkanması:
Bir çeşit çözümü öncelikli hak ettiği düşüncesi egonun işleyişini nasıl tıkar?
Herhangi bir organizma düşünelim ve içinde bir hücre; geçirgen sınırları var. Alıp veriyor. Ancak bu hücre bir anda, daha fazla alması gerektiğine karar veriyor ve vermeyi bırakarak şişiyor. Alacak, ama bu kez de en faydalı olanları almak için seçici olması gerektiği için alımı da azalıyor. Kaldı ki vermek için kullandığı sınır almak için kullandığı ile aynı. Dolayısıyla orada temassız, katı bir sınır oluşuyor ve etrafı da aynı katılıkta hücrelerle çevriliyor doğal olarak. Kendine zarardan başka hiçbir şey getirmeyen bir “Ben” sınırı oluşturmuş oluyor. Diğerleriyle bağlantısını sıfırladığı anda organizmadan atılacak bir hücre olarak kodlanacağını da biliyor üstelik (sosyal kaygı).
Halbuki, esnekliğini ve geçirgenliğini kaybetmemiş olsa zaten organizma ile büyüyecek. Bencillik, işte bu senaryodaki daha fazla alma fikrini sahiplenip -ki bu varoluş iştahı kötü değildir-, “daha fazla almak için her bir hücre hangi kurallara tabi ise ben de aynı kurallara tabiyim” gerçeğini unutuvermekten geçiyor.
Kısacası gaflet; uzunu kitaplarca…

